Türkiye koşullarında örgütlenme modelleri

Ender Helvacıoğlu

Türkiye’nin “turuncu devrimi”, yani AKP eliyle rejimin değiştirilmesi, seçimler yoluyla gerçekleşti. AKP iktidarı, attığı her karşıdevrimci adımı “seçtirmeye” özen gösterdi. Şimdiye dek -bazıları muhalefetin ses çıkaramadığı hileler yoluyla olsa da- bunu başardı. Bugün de kazanabileceği bir seçim ortamı yaratarak iktidarının devamını sağlamaya uğraşıyor. Kısacası Türkiye’de seçimler önemli. Bu, toplumun demokratik birikiminin güçlülüğünü gösterdiği gibi eski rejimin ne kadar çürümüş olduğunu ve muhalefetin güçsüzlüğünü de gösteriyor.

Neyse, bu tartışmanın geçmişe yönelik kısmı geride kaldı. Atı alan Üsküdar’ı geçti veya geçmesine ramak kaldı.

Bugün asıl tartışma şu: Seçimlerle değiştirilen rejim yine seçimler yoluyla değiştirilebilir mi? Otokratik AKP iktidarı yine seçimler yoluyla devrilebilir ve demokratik bir rejim kurulabilir mi? Yani AKP, geldiği gibi gidebilir mi? Soru şöyle de sorulabilir: AKP kazanamama riski olan bir seçimi kabul etmeye nasıl zorlanabilir? Kabul etmemekte direnirse ne yapılabilir?

Bu soru önemli, çünkü iktidarı değiştirmek ve almak isteyen muhalefet partileri, örgütlenme modellerini, çalışma tarzlarını bu soruya verdikleri yanıta göre belirlemek durumundalar. Yani seçimi kazanacak bir halk desteğini yaratacak, AKP’yi seçime zorlayacak, yan çizmesi halinde de duruma müdahale edebilecek bir gücü yaratıp harekete geçirecek bir örgütlenme modeli.

***

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin ilk grup toplantısında bir örgütlenme modeli önerdi: Halk desteğini öne alan, aşağıdan yukarıya doğru örgütlenecek, her düzeydeki yöneticilerin üyeler tarafından belirleneceği, mahalle meclislerine dayalı bir parti örgütlenmesi.

Anladığım kadarıyla Özgür Özel, en geç iki yıl içinde genel seçim yapılacağını, Yeni Parti’nin halkın desteğiyle seçimi kazanacağını, gösterecekleri adayın da yeni cumhurbaşkanı olacağını, bu yolla iktidarı alarak AKP’nin “kara düzenini” değiştireceklerini öngörüyor. Magyar’ın liderliğindeki muhalefetin büyük bir çoğunlukla seçimi kazanıp 16 yıllık Orban iktidarına barışçıl bir biçimde son verdiği Macaristan modeline benzer bir yol. İlan ettiği örgütlenme modeli de bu yol haritasına uygun “demokratik ve barışçıl” bir model.

Ancak bu model günümüz Türkiye koşullarına uygun mu? (Macaristan-Türkiye karşılaştırmasını sona bırakarak tartışalım)

Öncelikle karşıdaki gücün niteliklerini tekrar özetleyelim: AKP rejim değiştirmiş bir parti. Geleceğini ve iktidarının devamını bu rejimin sürekliliğine bağlamış ve bu uğurda her şeyi yapabileceğini göstermiş olan bir parti. Devletleşme yolunda ciddi mesafe almış, devletin tüm olanaklarını kullanan, deyim yerindeyse “devlet partisi” olmuş bir parti. Türkiye’nin kadim büyük burjuvazisine en kârlı dönemlerini yaşatmış, ek olarak varlığı AKP iktidarına bağlı yeni ve vahşi bir büyük burjuvazi yaratmış, dolayısıyla burjuvazinin desteğini almaya devam eden bir parti. Trump yönetiminin desteklediği, çoğu Avrupa hükümetinin açıktan veya örtülü olarak destek verdiği, Putin yönetiminin de tercih ettiği bir parti (emperyalist güçler kendilerine kuyruğu kaptırmış bir iktidarın devamını istiyorlar elbette). Tüm yıpranmasına ve halkın çoğunluğunun nefretini kazanmasına karşın hâlâ yüzde 30’luk kitle desteğine sahip bir parti. Tarikatlar, cemaatler aracılığıyla toplumun kılcal damarlarında da etkinliğini koruyan bir parti.

Böyle bir partiden iktidar alınacak, böyle bir iktidar devrilecek. İktidarı vermemek için her şeyi yapabileceğini göstermiş ve daha fazlasını yapma potansiyelini de taşıyan bir partiden iktidar alınacak.

Alınamaz mı? Elbette alınabilir. Kimlerden alınmış, AKP’den mi alınamayacak. Ama dayanılacak esas gücün örgütlü halk olduğunu kavrayarak.

Özel ve ekibinin de bunu kavradığı, bu nedenle halk desteğine dayalı bir örgütlenme modeli geliştirdiğini söyleyenler olabilir. Aynı kanıda değilim. Özel’in modeli, iktidarı almış ve barışçıl bir ortamda onu pekiştirmeye çalışan bir partinin örgütlenme modeline benziyor; iktidarı alacak bir partinin değil.

“Destekçi halk” ve “kurtarılmayı talep eden halk”, normal dönemlerde iktidarı almaya yetebilir. Ama normal bir dönemden geçmiyoruz; normal bir iktidarla karşı karşıya değiliz. Halk desteğini örgütlemek yetmez. Yetmediğini son 1,5 yıllık süreç gösterdi. İktidarın CHP’ye yönelik saldırılarından sadece İstanbul Belediyesine kayyum atanması engellenebildi. O da İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin kendiliğinden de olsa örgütlü müdahalesinin çaktığı kıvılcımla gerçekleşti. Diğer bütün saldırılara sadece tepki gösterilebildi, engellenemedi. Bu süreçten ders çıkarmak gerekir; çünkü Yeni Parti’nin de benzer saldırılarla karşılaşacağı büyük olasılıktır.

Kurtar bizi diyen halktan, destekçi halktan, kendi kaderini kendi ellerine alan, kurtulmak için harekete geçen, sınıfsal temelde örgütlenen bir halka geçilmek zorunludur. Muhalefetin örgütlenme modeli bu hedefe yönelik olmalıdır.

“İlçe meclisleri”, “mahalle meclisleri”, “halk forumları” gibi yöntemler, Türkiye’nin bugünkü koşullarında fazlaca zayıf ve kırılgan örgütlenme modelleri. İktidarı aldıktan sonra tabanı genişletmek için önerilebilir. Ama iktidar hedefleniyorsa, Türkiye gibi bir ülkede ilçe/mahalle meclisleriyle iktidar alınmaz, ancak muhalefet yapılır.

Özgürlükçülük, yani liberalizm bir burjuva modernitesi yöntemidir; ama iktidarı aldıktan ve pekiştirdikten sonra. Cromwell’ler, Robespierre’ler, Bismarck’lar, Garibaldi’ler, ABD’nin kurucu babaları, Mustafa Kemal’ler hiç de liberal değildiler. Devrimlerle, savaşlarla, iç savaşlarla, kralların kafası sepete düşe düşe geldi demokrasi. Liberalizm sonradan icat edildi; emekçiler aynı şeyi burjuvalara yapmasınlar diye…

Kısacası, “özgürlükçü” modeller kulağa hoş geliyor ama iktidarı almaya yetmez.

***

Nasıl bir dünyada, bölgede ve ülkede yaşadığımızı da göz önüne almak gerek. Son 30-40 yıldır bölgemizdeki birçok ülkenin rejimi değişti: Rusya, Yugoslavya, bütün Doğu Avrupa ülkeleri, Kafkas ülkeleri, Azerbaycan, Orta Asya ülkeleri, Afganistan, Irak, Suriye, Mısır, Libya, Tunus… Biraz daha geriye gidersek, İran, Yunanistan, İspanya… Bütün bu ülkelerin rejimleri nasıl değişti? Veya rejim dayatmalarına karşı nasıl direnilebildi? Hiç de demokratik ve özgürlükçü olmayan bir dünyada yaşıyoruz. Dahası, böyle bir dünyanın en demokratik ve özgürlükçü olmayan bölgesinde yaşıyoruz. Savaşlar, iç savaşlar, darbeler, terör, emperyalist müdahaleler gırla… Demokratik birikimimiz saydığımız ülkelerin çoğundan daha güçlü, ama cehennem içindeki bir cennet vahası da değiliz; bunu bilelim.

Son olarak Macaristan örneği… Macaristan 10 milyon nüfusa sahip bir ülke. Yani İstanbul’un yarısı. Anadolu yakası kadar bir bölge. Türkiye’nin çapı ve bu çapın özellikleri göz önüne alındığında fazla bir şey demeye gerek yok.

Türkiye’de iktidar alınacak; en azından iktidar istemediği bir seçime zorlanacak. Örgütlenme modeli buna göre olmalı. Kendisi için harekete geçmiş örgütlü bir halk. Yoktur başka bir çare.

Yeni Parti’nin ideolojisini ve sınırlılıklarını biliyorum. Ama iktidar mecburiyeti bu sınırları zorlayabilir. Öte yandan bu sorunları esas tartışması gerekenler sosyalist kesimlerdir, ama…

NOT: Bu yazı geçtiğimiz hafta yazdığım makaleyle birlikte okunursa belki daha anlaşılır olacaktır: https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2026/07/31/orgutlu-halk-ne-demek

The post Türkiye koşullarında örgütlenme modelleri first appeared on Bilim ve Gelecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir