Çizgi romanla tanışmam öyle havalı bir koleksiyoner hikayesiyle başlamadı. Ailemin okumayı sökeyim diye elime tutuşturduğu Rin Tin Tin ve kuytu köşelerde bulduğum 80’ler basımı Red Kit’lerle başladı her şey. Çizgi filmin kâğıda dökülmüş hali gibiydiler; eğlenceliydi ama asıl kırılma burada yaşanmadı çünkü öylesine makarasına zaman geçsin diye okuyordum.
Asıl 3. sınıfta, televizyonda Spider-Man filmlerini izlediğimde oldu. O an tam bir Marvel bağımlısı olacağımı anladım. Fakat bir sorun vardı: Kitapçıdaki o 30 liralık havalı ciltler, o yaştaki bir çocuk için servet değerindeydi. Çareyi il kütüphanesinin yolunu tutmakta bulduk.
Kütüphanenin raflarında pelerinli Marvel, Dc yoktu ama hayatımın en iyi sürprizi oradaydı: Tex, Zagor ve Dylan Dog. Yani İtalyan ekolü. İlk Tex’i açtığım anı hatırlıyorum. İnsanların “ucuz pulp” deyip geçtiği siyah-beyaz sayfaların ne kadar detaylı, ne kadar progresif ve yaşayan bir dünyası olduğunu görünce büyülendim. Kareler artık sadece resim değildi; kütüphanenin sessizliğinde arkada çalan bir kovboy filminin müziğiydi.
Derken ortaokul yıllarında internet alışverişleriyle eve kargolanan Marvel ve DC ciltleri dönemi başladı. Günde bir cilt deviriyordum; Silver Surfer, Fantastic Four,Spider-Man ve okuyordum Jack Kirby ve Stan Lee dönemlerini tamamen okudum diyebilirim.
Ama en tatlı kaçışım LGS dönemiydi. Herkes test kitaplarının arasında boğulurken, ben okulda, evde, otobüste—kelimenin tam anlamıyla köpek gibi—Zagor okuyordum. Sınav umurumda bile değildi. Zagor’un el değmemiş ormanları, keşifleri ve alt metinleri bana sınav sisteminden çok daha gerçek geliyordu.
Bugün hâlâ bütçem yettiğince Marvel ve DC okuyorum, bazende Fransız ya da İtalyan ekolü alıyorum.
Bu köşede de tam olarak bunu yapalım. Yolculuklarımızı anlatalım ister yorum olarak ister instagramdan bekliyorum yazılarınızı.
Benim Çizgi Roman Yolculuğum ilk olarak FRPNET‘te yayınlandı.